BabaHoroz
29/1/2009
-
Terra Cotta Ordusu
Hikaye 1974 yılında Çinli köylülerin kuyu kazarken buldugu ilk toprak asker ile başlıyor.Bölgeye gelen arkeologlar şaşkınlıktan dona kalıyorlar.Hiçbir kaynakta bahsedilmeyen devasa bi iş Çin halkının hafızasından nasıl silinebildi ? İlk önce bu kil askerlerin herbirinin aynı kalıpta üretildigi düşünülüyor ama Terra-cotta ordusu hiçte öyle olmadıgını gösteriyor askerler bir sabah iştimasına toplanmıs gibi her birinin yüzleri ve elbiseleri için ayrı kalıplar üretilmis, herbiri ayrı boyanmıs atları arabaları hayvanları tumu kilden bir rüya. sanki gercek bi kenti bir büyücü toza,topraga,kile cevirmis  Peki bu hikayenin hurafeleri gecersek aslı ne ? Anlasılan Çin'in ilk hükümdarlarından Qin Shi Huang haşmetini ve imparatorlugunun büyüklügünü binlerce yıl sonra bile ispatlamak için ilginc bir yol bulmus. Kimilerine göre imparator saglıgında bile defalarca suikaste ugramıs ve ölümden sonra kendini koruyacak böyle bi gercekci bi ordu yaptırmıs. Kimilerine göre ise Qin tahta gecmeden once ölen imparatorlar ile eşlerinin,hizmetcilerinin ve hatta hayvanlarının birlikte gömüldügüne Qin'in bunun yerine aslına mükemmel benzeyecek büyük bir ordu yapılırsa bu korkunc adeti kaldırabilecegini emrettigini söylerler. Arkeologlar kazılarda 6000 in üzerinde parca bulurlar.Askerler rütbelerine göre giydirilmis, savascılar orjinal savas pozisyonu almıslardır.Subay ve Komutanlar diger askerlerden biras daha uzundur siyah ve kahverengi zırhlar kusanmıslardır.Okcu askerler,piyadeler,iki tekerlekli ata arabalarını süren askerler gibi bir orduda bulunan farklı tipte askerler Terra-Cotta ordusunu olusturur.Bezemelerde ve işlemelerdeki gercekcilik ozaman ki Çin sanatındaki ozamanki dogallık ve gercekcilik akımının ispatı gibidir. İkinci Keşif 1976 Mayısında yapılır.Büyük bir oduldur bu kazı tam 1,400 savascı 64000 feetkarelik bir alan, 64 savas arabası. Gruplara bolunmus piyadeler,süvariler,bölük komutanları. Asker kare şeklinde sıralanmıslardır.İkinci kazıda ortaya cıkan askerler uzun yollara gidip savasıp donecek askerlere benzedikleri gibi yüzlerinde tasıdıkları ifadeleride ilk kazıdakileriden farklıdır.   Üçüncü kazı 1980 yılında gerceklesitirilir. Bu seferki kazı alanı en kücük olanıdır. Sadece bir savas arabası 6 asker az sayıda silah bu gruptakilerin özel komutanlar oldugu düşünülmektedir. Dördüncü bi alanda kesfedilmistir ama boştur. Büyük ihitimalle imparator Qin'in ölümü bu devasa kentin daha fazla devam etmesini önlemistir.Arkeologlar bitmez bi calısmayla arastırmaya devam ediyorlar.  Henüz Çin'in ilk imparatoru Qin'in mezarı acılmadı.Bu kazı alanı ziyaretcilere hayranlık,ürküntü veÇin imparatorlugunun hayat ve savas bicimlerini sunmaya devam ediyor.
--------------------------------------------------------------------------------- Toprak Askerler
Yüzyılın arkeolojik buluşu olarak kabul edilen toprak askerler hakkında ne kadar bilginiz var? Gerçeküstü kabul edilebilecek bu askerler hakkında biraz bilgi sahibi olalım. Çine adını veren ilk imparator Çin Şhi Huang öbür dünyada da yaşamının aynen devam edeceğine inanmış.
Bunun için ordusunu da beraberinde götürmek istemiş. 13 yaşında imparator olmuş Çin. Sene milattan önce 247.Li Dağının eteklerinde, öldükten sonra yaşayacağı sarayın inşaatını başlatmış. 49 yaşında ölen imparatorun ahretteki dergahı için 720 bin Çinli, tam 36 yıl taş taşımış. Yeryüzündeki Çin diyarının bir modelini inşa ettirmiş yeraltına. 56 kilometrekarelik bu arazide yeryüzündeki dağların, ovaların, nehirlerin benzerlerini yaptırmış. Sarı nehrin sularını sırdan akıtmış.
Kütüphanesindeki kitapları bambuya yazdırmış. Sonra kendine en uzun ömürlü metal sayılan bronzdan dökme bir atlı makam arabası yaptırmış İmparator Çin. Bir ton ağırlığında, kışın sıcak, yazın soğuk olan, kaplumbağa şeklindeki bu araç, günümüzün zırhlı güvenlik arabaları gibi kendisinin sürücüyü görebileceği ama sürücünün kendisini göremeyeceği şekilde tasarlanmış.
Çin yaşlanınca diğer insanlar gibi küçüleceğini düşündüğünden bu arabayı ve atlarını da küçük boyutlarda ısmarlamış. Arabanın üstündeki şemsiyeye, güneşin konumuna göre şekil değiştirebilen bir düzenek yaptırmış. İçine ipek havlulara benzeyen bronz mendiller koydurmuş. Arabayı 34 kişilik şeref kıtasının korumasına vermiş. Sonra kendisini ahrette koruyacak silahlı orduyu kurmuş Çin. 8 bin askerin topraktan heykelini yaptırmış. Her biri değişik boyda, tipte, rütbede... Hiçbirinin yüz ifadesi, saçı, bıyığı birbirine benzemiyor. Rütbelerini saç biçimlerinden ve etekli üniformalarından anlıyorsunuz.Cengaverlerin eline bronz yaylar, kargılar vermiş. 2 metrelik generallere zırhlı üniformalar... Altlarına üzengisiz, yağız Moğol atları.Bu toprak heykelleri odundan ateşle 1000 derecede pişirmişler. ve pişmiş toprak anlamına gelen Terra Cotta ordusu böyle kurulmuş. Her bir heykel rengarenk boyanmış, 11 koridor boyunca 4lü sıralar halinde hazırola dizilmiş.
Bu sürede kendi ideolojisine karşı çıkan öğrencilerden 400'ünü Wei Nehri'nde boğdururken, 700'ünü de diri diri yaktırmış. Öldüğünde, yerine geçen oğlu, babasına öbür dünyada yardımcı olsun diye 3 bin kadını diri diri mozolenin içine hapsedip ölmelerini sağlamış.
Gittiği yerde huzur içinde olabilmek için bu muhteşem kentin üzerini ağaç ve toprakla örttürmüş ilk imparator. Lakin zulmettiklerinin ahı tutmuş ötede. Mezarında rahat vermemişler Çine. Sonraki hükümdar gelip kılıçtan geçirmiş Terra Cotta ordusunu... ve pişmiş topraktan askerler 2 bin yıllık bir uykuya çekilmişler. 1974 yılının 29 Mart günü bitmiş büyük uyku. O sabah kuraklıktan kavrulan Şianda 4 yoksul köylü su bulmak için kuyu kazarken pişmiş toprak parçaları bulmuş, götürüp yetkililere sormuş. Uzmanlar bölgeye gelince bunun 20. yüzyılın en büyük arkeolojik keşiflerinden biri olduğu anlaşılmış.
25 yıllık kazılar boyunca, en az inşaatta çalışanlar kadar ağır bir çalışma yapmış Çinliler; parçaları birleştirmek için bu kez.
Tarihi miras kabul edilip UNESCO koruması altına alınan, İmparator Çinin binlerce minik parçaya ayrılmış paramparça ordusu yeniden ayağa kaldırılmış. 8 bin askerin her birini parçalarından yeniden yaratabilmek için 3 arkeolog birer yıl çalışmış.
Terra Cotta Ordusu, 2200 yıl sonra gün yüzüne çıkarıldığında arkeologlar ilginç bir olayla karşılaşmış. Toprak askerlerin üzerindeki renkler yer altından çıkarıldıktan kısa süre sonra uçup gitmeye başlamış. Bunu engellemek için çıkarılan askerlerden bir kısmı, renkleri kaybolmasın diye yeniden toprağa gömülmüş. Derken toprak askerlerin üzerindeki elbiselerin renklerinin uçup gitmesinin sırrı çözülmüş. Çözülen sır ile korunan iki asker bir cam fanusun içinde renkli elbiseleriyle canlı gibi duruyor.
Bu mucizeyi keşfeden o 4 çinli mi? Her birine 5er Yuen vermiş devlet. Bu, iki günlük erzak parasına tekabül ediyor. Şimdi hayatta kalan ikisi, müze kapısında kitap imzalıyorlar. Hâlâ yoksullar ama ünlüler bugün...
Kaynak : Hürriyet ve Milliyet Gazeteleri Derleme : Palmet Takaz(İ-Ü/Y.P.m-92)
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
11/11/2008
-
Halil İbrahim Bereketi
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış…. Büyüğü Halil. Küçüğü ise İbrahim… Halil, evli çocuklu. İbrahim ise bekarmış… Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin. Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.. Bununla geçinip giderlermiş. Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya. Halil, bir teklif yapmış : - İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle. - Peki abi demiş İbrahim… Ve Halil gitmiş çuval getirmeye…. O gidince, düşünmüş İbrahim: - Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine Böyle demiş ve, Kendi payından bir miktar atmış onunkine. Az sonra Halil çıkagelmiş. - Haydi İbrahim…! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara. - Peki abi…! İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola. O gidince, Halil’i düşünür bu defa: Der ki: - çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekar. O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek. Böyle düşünerek, Kendi payından atar onunkine birkaç kürek. Velhasıl , biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider. Ama birbirlerinden habersizdirler. Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile. Hak teala bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki . Günlerce taşır iki kardeş , bitiremezler. Şaşarlar bu işe… Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları. Bugün “Bereket” denilince, bu kardeşler akla gelir. Bu bereketin adı : Halil İbrahim bereketidir…
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/11/2008
-
1984-1985
21/10/2008
-
Hikayeler
"Sormakta, Cevaplamakta Bilgiden gelir "(Mevlana) Yıllar önce, çok uzaklarda bir adam varmış. Bu adam çalışmak amacı ile çok uzaklara gitmiş ve yıllarca çalışmış. Sonunda memleketine dönme zamanı gelmiş. Bu çalışma sürecinde toplam 3000 akçe biriktirmiş ve evinin yolunu tutmuş. Evine doğru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş. Yolda yürürken köşe başında birisi "Bir nasihat bin akçe, bir nasihat bin akçe" diye bağırıyormuş. Adam düşünmüş: 'Nasıl olur, bir nasihati bin akçeye satarlar, ben yıllarca çalıştım ve sadece 3000 akçe biriktirdim' Bu ise pek akli ermemiş ama merak iste. Duramamış ve adama bin akçe vererek o nasihati satın almış. Nasihat " KADERDE NE VAR İSE O ÇIKAR" ve yoluna devam etmiş... İlerde yine köse başında başka bir adam bağırıyormuş "bir nasihat bin akçe" diye. Adam yine dayanamamış bin akçe de o adama vermiş ve ikinci nasihatı da satın almış. İkinci nasihat da: GÖNÜL KIMI SEVERSE GÜZEL ODUR" Son kalan bin akçesi ile de yoluna devam etmiş. Tam şehrin çıkışında yine köşe başında bir adam bir nasihati bin akçeye satıyor. Adam bir parasına bakmış, bir de nasihati satan şahsa, dayanamamış ve kalan son akçesiyle de o nasihatı satın almış. Son nasihatte: "HİÇ BİR İŞ ACELEYE GELMEZ". Parasız yoluna devam etmiş. Şehrin çıkışında büyük bir topluluk ile karsılaşmış. Topluluk telaş içindeymiş. Yaklaşmış ve oradakilerden birine neler olduğunu sormuş. Oradan birisi açıklamış, demiş ki : Burada şehrin tüm su ihtiyacını karşılayan bir kuyu var, ama kuyunun içinde de canavar var. Canavar suyu tutmuş, göndermiyor. Aşağıya kim indiyse bir türlü çıkamadı. Şimdi herkes korkuyor aşağı inmeye" Adam düşünmüş ve ilk satın aldığı nasihat aklına gelmiş. "Kaderde ne var ise o çıkar" aşağı inmeye karar vermiş. Aslında bu nasihatleri herkes bilir ama uygulayabilmemiz için belli bir bedel ödememiz gerekiyor. İnince canavar hemen adamı yakalamış ve yerine götürmüş. Demiş ki:"Buraya gelenlerin hepsine bir soru sordum ve bilemediler. Eğer sen bilirsen seni serbest bırakırım." Bir dizine sarışın ve dünya güzeli bir kadın, diğer dizine de kurbağa koymuş ve "Söyle bakalım hangisi güzel?" demiş. Adam düşünürken aklına ikinci aldığı nasihat gelmiş ve "gönül kimi severse güzel odur" demiş. Bu cevap canavarın çok hoşuna gitmiş. Zira canavar,kurbağanın gözlerine aşıkmış. Adamı salmış ve suyu bırakmış. Almışlar krala götürmüşler ve ağırlığınca altın vermişler. Adamımız yoluna devam etmiş ve nihayet evine varmış. Evinin camından içeri bakmış. Bir de ne görsün; karisi genç biri ile diz dize oturuyor. Hemen kılıcını çekmiş ve tam içeri girerken üçüncü nasihat aklına gelmiş "Hiçbir is aceleye gelmez". Kılıcını kınına koymuş ve içeri girmiş. Hoş beşten sonra karısına o genci sormuş. Kadın da: "bey sen gittiğinde ben hamileydim ve bir oğlumuz oldu. Bu genç senin oğlun" demiş.
KADERİNİZ ve YOLUNUZ AÇIK OLSUN, HAYAT ACELE ETMEYE GELMEZ.
HANİ BİZİM KIZARMIŞ ÖRDEK ? Kadı'nın, biri, fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde, güveç içinde nar gibi kızarmış, sahibini bekleyen nefis bir ördek var. Kadı, fırıncıya 'Ben bunu aldım' demiş.
Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.
Az sonra ördeğin sahibi gelmiş: 'Hani bizim ördek?'
Fırıncı boynunu büküp 'Uçtu' deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış... Bir duvardan atlarken, bilmeden öteki taraftaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş.
Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış...
Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak kadının karşısına çıkarmışlar.
Kadı sırayla sormuş... Ördeğin sahibi, 'Bu adam ördeğimi hiç etti' diye şikáyet etmiş.
Kadı, fırıncıya sormuş: 'Ne yaptın bu adamın ördeğini?'
Fırıncı 'Uçtu' demiş. Kadı, kara kaplı defterini açmış:
'Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar 'Uçar' anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil' diyerek fırıncının beraatine karar vermiş.
Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş... Onun şikáyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş: 'Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla...'
Davacı 'Ne olacak?' diye sorunca kadı, 'Şimdi' demiş, 'Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.'
Tabii gayrimüslim şikáyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.
Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da kadı, 'Tamam' demiş, 'Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.'
Böyle olunca fırıncı bu davadan da kurtulmuş. Kadı dönmüş Yahudi'ye: 'Senin şikáyetin ne?' Yahudi ellerini açmış, 'Ne diyeyim kadı efendi' demiş, 'Adaletinle bin yaşa sen e mi?'
Kıssadan hisse: Ananı öpen kadı ise kime şikáyet edeceksin? Bugün ülkedeki durum bu ! |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/9/2008
-
Tamamen Türk Yapımı İlk Gemi
Bu gemiyi Türkler yaptı
Adı TCG Heybeliada... Boyu tam 99 metre... Genişliği 14.40 metre... Tamamen Türk yapımı ilk gemi... Çok da marifetli; Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından yürütülen MİLGEM (Milli Gemi) Projesi kapsamında, tasarımından inşasına kadar tamamen yerli imkanlarla üretilen ilk Türk savaş gemisi ''TCG Heybeliada'' korveti, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de katılacağı törenle yarın denize indirilecek.
KARAKOL FAALİYETİ ÜSTLENECEK Savunma Sanayi Müsteşarlığından alınan bilgiye göre, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın ihtiyacı doğrultusunda keşif ve gözetleme, üs ve liman savunması, su üstü ve su altı harbi ve karakol faaliyetlerini üstlenecek 12 adet Denizaltı Savunma Harbi ve Keşif Karakol Gemisi'nin tedariki amacıyla başlatılan MİLGEM Projesi kapsamındaki ilk gemi olan ''Heybeliada''nın denize indirilmesi için Preveze Deniz Zaferi'in 470. yıldönümü ve Türk Deniz Kuvvetleri Günü olan 27 Eylül tarihi seçildi.
 İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de katılacağı törende, proje kapsamındaki ikinci gemi olan ''BÜYÜKADA''nın da ilk kaynağı yapılacak.
GEMİNİN BOYU 99 METRE MİLGEM Projesi'nin ilk gemisi olan Heybeliada, Türk Deniz Kuvvetleri'nin sürat, denizcilik ve stabilite isteklerini karşılayacak şekilde geliştirildi. Geminin boyu 99, genişliği 14.40 metre. Üstün harekat kabiliyetine sahip olacak Heybeliada, 10 tonluk bir helikopter için gerekli platform, hangar ve kapsamlı destek ekipmanlarına sahip olacak şekilde tasarlandı. Heybeliada'da 93 personel görev yapacak.
Ana tahrik sistemi 2 dizel makine ve 1 gaz türbininden oluşan Heybeliada'nın maksimum hızı en az 29 knots (saatte yaklaşık 55 kilometre)olacak. Arama radarı, atış kontrol radarı, navigasyon radarı, sonar, elektronik harp sistemi, lazer/RF sistemler, chaff/aldatıcı sistem ve denizaltı karıştırıcılarının yer alacağı geminin savaş yönetim sistemi tamamen yerli imkanlar ile geliştirilecek.
TORPİDOLARI VAR Gemide, 1 adet 76 mm top, 2 adet 12.7 mm makineli tüfek, 8 adet Harpoon füzesi, 21 adet RAM PDMS hava güdümlü füze nokta savunma sistemi ile torpidolar bulunacak.
Savunma Sanayi Müsteşarlığı yetkilileri, MİLGEM Projesi ile gemi dizaynı, tekne inşası ve sistem entegrasyonunda dışa bağımlılığın azaltılması, askeri tersaneler ile özel sektördeki gemi dizayn ve inşa imkanlarının entegrasyonunun sağlanmasının amaçlandığını kaydettiler. İSTANBUL TERSANESİ DİZAYN EDECEKYetkililer, bu hedef doğrultusunda, Heybeliada için geminin tasarımı, inşası, sistem entegrasyonu, performans sorumluluğunun İstanbul Tersanesi Komutanlığı'na, dizayn ve inşa faaliyetleri için gerekli sistem, malzeme ve hizmetlerin tedarik sorumluluğunun ise Savunma Sanayii Müsteşarlığı'na ait olduğu bir proje modeli oluşturulduğunu belirttiler.
Geminin sonar sistemi, sualtı telefonu, gerçek zamanlı kızılötesi iz yönetim sistemine ilişkin tasarım, üretim, test ve entegrasyon faaliyetleri ile elektrik, elektronik ve elektromekanik malzemelerin analizleri, ölçüm ve değerlendirmesinin TÜBİTAK tarafından gerçekleştirileceğini ifade eden yetkililer, gemideki tüm sensörlerden gelen bilgileri derleme, silahları tahsis etme ve hedef bilgilerini entegre link sistemi ile diğer platformlara aktarabilme kabiliyetine sahip olan MİLGEM Savaş Yönetim Sistemi'ne yönelik tasarım, üretim, geliştirme ve entegrasyon faaliyetlerinin de tamamen yerli imkanlarla ASELSAN-HAVELSAN ortaklığı tarafından yapılacağını bildirdiler.
Yetkililer, Heybeliada'nın projesinde 38 yerli firmanın yer aldığını belirttiler.
İLK TÜRK DONANMASI 1081 YILINDA İNŞA EDİLDİ
Barbaros Hayreddin Paşa, Kılıç Ali Paşa gibi büyük amiralleri, Piri Reis, Ali Macar Reis gibi evrensel deniz haritacılığının öncüleri ile Dünya Denizcilik Tarihi'ne damgasını vuran Türk denizciliğinin geçmişi, 11. yüzyılda Oğuz Türkler'inin Orta Asya'dan Anadolu'ya göç etmeleri ve küçük Asya'da yerleşmeleriyle başladı.
Türkler'i denizlerle kaynaştıran ilk büyük Türk denizcisi Emir Çaka Bey oldu. Çaka Bey, İzmir;de o döneme göre modern sayılabilecek bir tersane yaptırmış ve tersane civarındaki bölgeyi deniz üs kompleksine dönüştürdü. Bu aşamadan sonra gemi inşa faaliyetlerine geçilmiş, kürekli ve yelkenli gemilerden oluşan 50 parçalık ilk Türk Donanması 1081 yılında inşa edildi. Bu tarih Deniz Kuvvetlerinin kuruluş yılı olarak kabul edildi.
İki Denizin Sultanı (Sultan-ül Bahreyn) unvanı verilen Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat, Alanya ve Sinop Tersanelerinde inşa ettirdiği gemilerle filolar kurmuştu.
Alanya Tersanesi, Türklerin kurmuş olduğu ilk organize tersane olarak kabul ediliyor. Balıkesir ve civarında kurulan Karesi Beyliği (1302-1361) döneminde denizlere büyük önem verilmiş; Edincik;te bir tersane kurularak, gemi inşasına başlanmıştı. Osmanlı deniz gücünün ilk çekirdeğini de bu Beylik oluşturdu.
Karamürsel;de 1327 yılında ilk Osmanlı Tersanesi kurulmuş, burada ilk Osmanlı savaş gemisi inşa edilmişti.
Gelibolu Deniz Üssünün 1401 yılında tamamlanması ile birlikte “Kaptan-ı Derya/Kaptan Paşa" terimi de Osmanlı Deniz Kuvvetlerinde yerini almış ve Saruca Paşa Türk deniz tarihinin ilk Kaptan-ı Deryası olmuştu.
Fatih Sultan Mehmet, o döneme kadar akın donanması hüviyetinde olan Osmanlı Donanmasını ateşli silahlarla teçhiz ederek, stratejik bir boyut kazandırdı. Fatih Sultan Mehmet 1455 yılında Kasımpaşa;da İstanbul Tersanesini kurmuş ve bu tersane dünyanın en büyük tersanelerinden birisi olarak tüm yabancı ülkelerin hayranlığını kazanmıştı.
Bu dönemde Türk deniz bilimcileri de dünya denizciliğine büyük katkıda bulunmuşlar, Muhiddin Piri Reis, 1513 ve 1528 yıllarında iki ayrı dünya haritası yapmıştı.
Diğer bir çalışma da Piri Reisin Dünya Denizcilik Tarihi;ne bir hediyesi olan 1521 ve 1525 yıllarında iki kez yayınladığı ünlü, “Bahriye (Kitab-ı Bahriye)" adlı kılavuz kitabı oldu. Bu emsalsiz çalışmada, Ege ve Akdeniz her açıdan incelendi. |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|